ORHAN PAMUK’UN BALKONUNDAN GÖRÜNMEYEN MANZARA: HİPERNORMALLEŞEN TÜRKİYE

17.03.2019 | cihankucuk.com


“Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, yazar Orhan Pamuk’un Aralık 2012 ve Nisan 2013 tarihleri arasında İstanbul’daki evinin balkonundan çektiği fotoğraflardan oluşan bir sergiye ev sahipliği yapıyor.”[1]

Orhan Pamuk’un Yapı Kredi Kültür Sanat’ta yer alan “BALKON / FOTOĞRAFLAR” sergisinin basın bülteni bu cümle ile başlıyor. Yazarın kendi balkonundan çektiği 8,500 fotoğraftan yaklaşık 500’ü Steidl yayınevi tarafından bir fotoğraf kitabı haline getirildi. Kitap lansmanının hemen ardından bir sergiye dönüşen projenin sergi basın bülteninin devamında yazar çektiği fotoğrafları şöyle tanımlıyor:

“Bu manzarada benim ruhsal durumumu yansıtan ve tarifi zor derin duygularımı gözler önüne seren bir şeyler var.”

Orhan Pamuk, 2011 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığı günden beri çeşitli gazetelerde kaleme aldığı yazılar ve bildiriler ile günümüz aydının değişen dünyada nasıl bir pozisyon aldığı hakkında birçok ipucu sunuyor. Özellikle 2008 global ekonomik kriz sonrası Avrupa Birliği (ve adayı) ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere tüm refah toplumu ilkesi üzerine kurulan ülkelerde yaşanan değişimlere karşı aydınlar yalnızca kaygılı olduklarını belirten bildirelere imza atmak dışında bir tepki göstermezken; seçimle onaylanmış liderler toplumları her türlü alanda kontrol altında tutmak için oluşturulan rejimlere geçişi tamamlıyor.

Orhan Pamuk’un balkonundan gözlemlediği Türkiye manzarasının sanatsal bir yansıması olan serginin açılışından iki gün önce The Telegraph gazetesine yayınlanan “İstanbul’a Bir Aşk Mektubu” başlıklı yazısında 2016’da yaşadığımız darbe girişiminin ardından sokakların tekrar eski günlerine döndüğü söylüyor.[2] Hürriyet Pazar’da çevirisi yayınlanan yazıda Orhan Pamuk, yirmi yıldır yaşadığı Cihangir-Çukurcuma mahallelerinin yavaş yavaş tekrar canlandığını ve bu durumdan duyduğu memnuniyeti kaleme alıyor.[3] Kitap ve sergi ile paralel tarihlerde yayınlanan bu yazıda Pamuk, sokakların normale dönmeye başladığını iddia ettiği İstanbul’a karşı olan özlemini belirtirken; bu yazıdan yaklaşık bir ay önce 25 Ocak 2019 tarihinde aralarında Milan Kundera, Salman Rüşdi gibi yazarların yer aldığı, Fransız filozof Bernard-Henri Levy'nin girişimiyle hazırlanan "Evimiz Avrupa'yı Kurtaralım" başlıklı bir manifesto La Repubblica'da yayınlandı. Orhan Pamuk’un da imzacı olarak yer aldığı manifestoda Avrupa fikrinin son sosyal ve siyasal gelişmeler ile tehlikeye girdiği belirtiliyor:

"Avrupa, öfkeden körleşmiş ve ilgi odağı olma fırsatı yakalamanın coşkusuyla dolmuş sahte peygamberlerin saldırısına uğruyor. Geçen yüzyılda kendisini iki kez intihardan kurtaran, biri Manş Denizi'nin diğeri Atlantik'in öte yanındaki iki büyük müttefiki tarafından terk ediliyor. Kremlin'in lideri tarafından gittikçe daha alenileşen manipülasyonlara maruz kalıyor. Avrupa, bir fikir olarak, bir irade ve temsil olarak gözlerimizin önünde parçalanıyor."[4]

Dünyanın siyasal açıdan yeni bir yörüngeye oturmaya başladığı dönemde “endişeli aydınlar” kaygılarını dile getiren manifestolar yazmaktan öteye gidemezken; 21. yüzyılın başından beri yaşadığımız sayısız politik gelişme karşısında bu çözüm önerisi sunmayan bildiriler birer “kaygı metinleri”ne dönüşmekten başka bir işe yaramıyor. 17 yıldır süren Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde yaşanan tüm gelişmelere karşı Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk en sert hükümet eleştirisini 2015 yılında Doğan Haber Ajansı (şimdiki adıyla Demirören Haber Ajansı) kamerası karşısından şu cümleler ile yapıyor:

“Biri geliyor hop, ‘burası cami olacak, burası da alışveriş merkezi’, herkes başka bir şeyden bakarken hop diye oluyor. Bunlar daha saydam olmalı. Bakın belki siyasi olarak çok net bir şey söyleyeyim: İstanbul’da boğaz gemilerini ve şehir hatlarını değiştirdiler. Bunu ilk yaparken halka sordular bundan 8 yıl evvel. Şimdi yeni bir şeyler çıktı ortaya, halka sormadılar. Bana kalırsa AKP hakkında söyleyeceğim en derin eleştiri budur.”[5]

Orhan Pamuk’un 2012 ve 2013 yıllarında balkonundan çektiği fotoğraflar, sergiden hemen önce The Telegraph’ta yazdığı özlem duyulan ve normalleşen Türkiye imajının birer tasviri gibi. Dünyanın içinde bulunduğu siyasi koşullar düşünüldüğünde normalleşmenin ne kadar mümkün olduğu ayrı bir soru olarak karşımıza çıkıyor. İngiliz belgesel yönetmeni Adam Curtis’in 2016 yılında BBC için çektiği, dünyanın politik gidişatı hakkındaki belgesele adını veren “Hypernormalisation = Hipernormalleşme” kavramı tam da Orhan Pamuk’un balkonundan görünen normalleşmeyi tanımlıyor. Hipernormalleşme terimi, Sovyetler Birliği doğumlu antropoloji profesörü Alexei Yurchak tarafından sistemin başarısız olduğunun herkesçe bilindiği fakat mevcut durum karşısında kimsenin alternatif bir sistem dahi düşünemediği için bu kabullenmenin gün geçtikçe gerçekliğe, normalliğe dönüşmesini tanımlamak için kullanılmıştı.[6] Hipernormalleşen bir dünyada, birçoğu yazar olan aydınlar günümüz koşullarının yarattığı kaygıya çare olarak geçmişe duydukları özlemleri dile getiren manifestoları ile nasıl bir normalleşme arzuladıklarını, bu normalleşme için neler yapılabileceğini dile getirmekten çok uzak.

Aralarında Orhan Pamuk’un da yer aldığı bir grup aydın tarafından yazılan “Evimiz Avrupa’yı Kurtaralım” manifestosunun Brexit ile birlikte geleceği tehlike altında olan Avrupa Birliği’ni kurtarıp kurtaramayacağını zaman gösterecek. Refah toplumu ilkesinin devletlerce birer birer terkedildiği yeni düzende Avrupa Birliği, dünyadaki siyasi gelişmelere karşı kaygılarını dile getirmekten başka bir şey yapmazken; Twitter’da açılan “Is EU Concerned? = Avrupa Birliği Endişeli mi?”[7] parodi-bot hesabı belki de günümüz siyasi koşulları karşısında insan hak ve özgürlükleri savunma temeli ile kurulan bir birliğin bile ne kadar işlevsiz olduğunu gözler önüne seriyor. Günümüz aydınları çeşitli dönemlerde otomatik olarak kaygılarını dile getiren endişeli figürlere, politik manifestolar kaygı metinlerine, normalleşme ise hipernormalleşmeye dönüyor. 2002 yılından beri aynı iktidar tarafından yönetilen bir ülkede yönetime karşı en derin eleştirisi vapurları halka seçtirmemek olan Pamuk’un normalleşen Türkiye imajının nostaljik fotoğrafları Yapı Kredi Kültür Sanat’ın sergi salonunda sergilenirken; hipernormalleşen Türkiye manzarası sergiden çıkanları gözaltında kaybolan ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarını 27 Mayıs 1995’ten beri her cumartesi bir araya gelen Cumartesi Anneleri ile özdeşleşmiş Galatasaray Meydanı’nda karşılıyor.

sona_gelecek.JPG